“Küreselleşme, Avrupa Birliği ve Türkiye Paneli (15 Mayıs 2008)” Ahmetli Meslek Yüksekokulu Konferans Salonu’nda 9 Mayıs Avrupa Günü nedeniyle Doç. Dr. Ramazan Gökbunar, Doç. Dr. Halit Yanıkkaya, Yrd. Doç. Dr. Mustafa Miynat ve Öğretim Görevlisi Rıza Ulusan’ın katıldığı “Küreselleşme, Avrupa Birliği ve Türkiye Paneli” düzenlendi.
“9 Mayıs Avrupa Günü” konusunda bilgiler veren Öğr. Gör. M. Rıza Ulusan konuşmasında;
“Afrika’da her sabah bir ceylan uyanır, en hızlı aslandan daha hızlı koşması gerektiğini; yoksa öleceğini bilir. Afrika’da her sabah bir aslan uyanır, en yavaş ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini yoksa aç kalacağını bilir. Aslan ya da ceylan olmanın bir önemi yoktur. Yeter ki güneş doğduğunda koşmak zorunda olduğunuzu bilin” Afrika Atasözü her alanda hızla küreselleşen dünyada küreselleşmenin derinleştirdiği risklere ve belirsizliklere karşı hazırlıklı olunması gerektiğinin çok güzel bir ifadesidir…..Türkiye yaklaşık yarım yüzyıldır üye olmaya çalıştığı bugünkü Avrupa Birliği'nin oluşumuna yol açan, geniş kapsamlı bir Birliğin kurulmasının ardındaki fikirler ilk kez 9 Mayıs 1950 tarihinde Paris'te dile getirilmiştir. Zamanın Fransız Dışişleri Bakanı Robert Schuman, istikrarsızlığın ve parçalanmanın eşiğine gelmiş olan ve Üçüncü Dünya Savaşı tehdidinin hüküm sürdüğü Avrupa'nın birleştirilmesi amacıyla kaleme aldığı ve kendi adıyla anılan 'Schuman Bildirgesi'ni, uluslararası basın kuruluşlarının önünde 9 Mayıs 1950'de okudu. Bildirgede Schuman, Fransa, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerine hitaben, kömür ve çelik üretimlerini tek bir çatı altında birleştirme çağrısı yapmıştır. Schuman, o zamanlar tüm askeri gücün temelini oluşturan kömür ve çelik sanayinin yönetiminden yükümlü olacak uluslarüstü bir Avrupa Kurumu'nun oluşturulmasını teklif etmiştir. Schuman'ın bu önerisinin ardındaki düşünce, savaş sanayinin ana maddeleri olan kömür ve çeliğin üretim ve kullanım yetkisinin bütün olarak ortak bir Avrupa Yüksek Mercii'nin altında buluşturulması, Avrupa'nın birleşmesinde başarıya ulaşması ve gelecekteki olası bir Fransa-Almanya çatışmasının önlenmesi için yeni bir ekonomik ve politik çerçevenin gerekliliğine olan inancıydı. Bu inanç, daha sonraları Avrupa Birliği'ne üye olacak ülkelerin siyasi ve ekonomik açıdan büyük bir güç olmasına önemli katkılarda sağlamıştır. Kömür ve çelik işbirliğiyle önce 6 Avrupa ülkeyle (Almanya, Fransa, İtalya, Belçika, Hollanda ve Lüksembourg) başlayan ortaklık buğün 27 üyeli bir birlik haline gelmiştir….1985 yılında Milano Zirvesi'nde bir araya gelen AB liderleri, 9 Mayıs'ın her yıl 'Avrupa Günü' olarak kutlanmasına karar vermiştir… Bugün artık 9 Mayıs Avrupa Günü, tek para birimi Euro, mavi zemin üzerindeki 12 sarı yıldızdan oluşan bayrağı ve Avrupa Marşı (Beethoven'in Dokuzuncu Senfonisi) ile birlikte Avrupa Birliği'nin simgelerinden birisi olmuştur…Türkiye 1 Ocak 1958 tarihinde kurulan Avrupa Birliği ile Temmuz 1959’da müzakerelere başlamış ve 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması ile Türkiye’nin zaman içinde göstereceği gelişmeye bağlı olarak AB ile Gümrük Birliği üzerine dayalı ve nihai olarak tam üyeliği amaçlayan bir ortaklık ilişkisi kurulmuştur. 14 Nisan 1987 tarihinde tam üyelik müracaatında bulunulmuştur. 5 Mart 1995 tarihinde yapılan Ortaklık Konseyi toplantısında alınan karar uyarınca, Türkiye ile AB arasındaki Gümrük Birliği 1 Ocak 1996’da yürürlüğe girmiştir. Türkiye’nin AB’den kaynaklanan yükümlülüklerini yeterince yerine getirdiği kanaatine varan AB, Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğini gerçekleştirmek amacıyla 3 Ekim 2005 tarihinde tam üyelik müzakere sürecinin başlatılacağını beyan etmiştir. AB ile müzakereler başlamış olmakla birlikte AB, her fırsatta “müzakerelerin açık uçlu olması ve sonucun aştan garanti edilemeyeceği” koşulunu vurgulamaktadır….Türkler yaklaşık 600 yıldır Avrupa'nın etkin bir unsurudur. Avrupa'nın büyük bir bölümü yüzlerce yıl Osmanlı egemenliğinde yaşamıştır….Zaman zaman sinir harbine dönüşen, inişli-çıkışlı dönemler içeren ve bitmeyen Türkiye’nin AB üyeliği akıl oyununu mutlu sonla bitirmek, hem AB hem de Türkiye açısından en kazançlı sonuç olacaktır”.
“Küreselleşmenin Dünü Bugünü” konusunda bilgiler veren Yrd. Doç. Dr. Mustafa Miynat:
“Küreselleşme yeni bir kavram olmasına rağmen tarihsel açıdan çok eskilerden bu tarafa var olan bir uygulamadır. Günümüzün küreselleşmesini geçmişte yaşanan küreselleşmelerden ayıran temel özellik çok boyutlu olmasından kaynaklanmasıdır. Dünya bir taraftan küreselleşirken aynı zamanda bölgeselleşmekte ve yerelleşmektedir. Günümüz dünyasını bu yönüyle değerlendirmek gerekir. Küreselleşme sadece ekonomik olarak gerçekleşmemekte, daha da büyük boyutlu olarak, sosyal, kültürel, siyasi ve önemli teknolojik yaşanmaktadır. İletişim teknolojilerinin artması küreselleşmenin hızını her alanda muazzam biçimde artırmaktadır. Dolayısıyla küreselleşme ile birlikte bölgesel ve yerel (mikro küreselleşme) farklılıklar daha belirgin biçimde ön plana çıkmaktadır. Bu anlamda dünya her anlamda bütünleşmeye giderken, aynı zamanda ciddi ayrışmalar meydana gelmektedir. ..Günümüz dünyası bir yandan küresel bir köyüandırırken diğer taraftan da adeta küresel bir yağmaya dönüşmektedir. Bu durum, dönüşümün ve refahın; her tarafa eşit bir şekilde yayıldığını gösteren küreden çok, az sayıda sınırlı bölgelerde olduğunu ifade eden piramite benzemektedir. Küreselleşmeyle birlikte ekonomiler bir örnekleşirken aynı zamanda da birbirine eklemlenmektedirler. Yoksul ve zengin ülkeler arasındaki gelir farkı giderek daha da açılmaktadır….Küreselleşme bir realitedir. Taraftar olmak veya karşı çıkmak çok da anlamlı değildir. Önemli olan küreselleşmenin nimetlerinden en iyi şekilde faydalanmanın yollarını aramaktır. Türkiye Çin ve Hindistan gibi küreselleşmeden en iyi şekilde fayda elde edecek politikalar geliştirmelidir”.
“Dünya Değerler Anket Çalışmasına Göre Avrupalı Türkiye” konusunda bilgiler veren Doç. Dr. Halit Yanıkkaya :
“Dünya Değerler Anket sonuçlarına göre Avrupa toplumları ile Türk toplumu arasında çok büyük farklılıklar olmadığı görülmektedir. Bu anket sonuçlarından dikkatimizi çeken ‘güven’ konulu soru ve sonuç çok düşündürücü olup bu alanda önemli çalışmalar yapmamız gerekmektedir….‘İnsanlara güvenir misiniz? Yoksa, ne kadar çok dikkatli olursanız o kadar iyi midir?’ sorusuna cevap olarak AB-15 ülkelerinde insanların üçte biri güvenirim demektedir. Bu oran İskandinav ülkelerinde üçte ikinin de üzerine çıkmaktadır. Fakat, ülke vatandaşlarına güvenin en az olduğu ülkelerin ise Baltık ülkeleri ve Türkiye olduğu göze çarpmaktadır. …AB ülkelerinde insanların yarısı ‘diğerlerine zarar verme imkanı olsa bile insanlar adaletli olur’ demesine rağmen bu oran Türkiye’de yüzde 19 civarındadır. Yukarıdaki değişkenle birlikte ele alındığında ‘sosyal sermaye ’ kapsamında ele alınan Türk toplumundaki insanların birbirine güveninin AB ülkeleri ile karşılaştırıldığında çok düşük bir düzeyde olduğu görülmektedir. Bu durumun Türk toplumunda yol açtığı ya da açabileceği siyasi, kültürel ve iktisadi sonuçları üzerinde dikkatle durulması gerekir.”
“Türkiye’nin Avrupa Birliğinin Küresel Güç Olmasına Olası Katkıları” konusunda bilgiler veren Doç. Dr. Ramazan GÖKBUNAR,
“Bölgesinde güçlü, değişen dünya konjonktüründe önemli, genç ve dinamik bir nüfusa sahip olan Türkiye’nin AB üyeliği, tarih boyunca, parçası olduğu Avrupa’nın; ekonomisinden güvenliğine, sosyal kurumlarından kültürel alanına kadar birçok politikasına tamamlayıcı etkide bulunabilecek ve AB’nin uluslararası alandaki etkinliğini artırabilecektir. Tüm bu projeksiyonlar doğrultusunda, bitmeyen akıl oyunu her iki taraf için en iyi sonla noktalanmalıdır. Türkiye kendi çıkarı için gerekli olan her türlü uyum çalışmalarını gerçekleştirdikten sonra, AB’nin samimilik ve objektiflik değerlerini test edebilme olanağı bulacaktır. Türkiye, AB’nin yörüngesinde değil içinde olmalı, Avrupalı bir Türkiye olarak AB’ye girmelidir. Yakın gelecekte AB’nin durumuyla ilgili felaket senaryoları yazmak yerine, sonunda AB üyeliği olsa da olmasa da Türkiye'nin bu yol haritasındaki büyük yürüyüşünü sürdürmesi tarihsel öncelik olmayı sürdürmelidir. AB’li ya da AB’siz Türkiye küresel rekabet ortamında güçlü kalabilmek için değişimini sürdürmek zorundadır. Türkiye öncelikli olarak teknolojik yatırımlarını artırmalı, ABD’li Ford Motor’un yarısı kadar yaptığı AR-GE harcamalarını (yaklaşık 3 milyar dolar) artırmalıdır. Türkiye AB’nin ABD, Rusya, Ortadoğu, Asya-Pasifik ülkeleriyle ilişkilerini dikkatli izlemeli ve politikalarını ona göre belirlemelidir….AB’nin bugünkü sorunu Türkiye’nin 10-15 yıl sonraki potansiyel üyeliği değil; sorunların anahtarı AB’nin önümüzdeki dönemde kendini dünya ölçeğinde bir oyuncu olarak tanımlayıp tanımlamayacağıdır”.
BASINDA
AHMETLİ'DE KÜRESELLEŞME, AVRUPA BİRLİĞİ VE TÜRKİYE" KONULU PANEL DÜZENLENDİ (HÜREKSPRES, 15/05/2008), http://www.bayar.edu.tr/basindaCBU/hurekspres150508.jpg CBÜ'DE 9 MAYIS AVRUPA GÜNÜ KUTLANDI (HÜRIŞIK, 14/05/2008),
http://www.bayar.edu.tr/basindaCBU/hurisik140508-1.jpg |
|
|